Fransa’da Tavla Oynamak.

Processed with VSCO with e1 preset
Yol.

Saat 16.50. Bedirhan’la Paris’e doğru yoldayız. Barcelona’dan başlayıp Lyon Tren Gar’ında sabahlamakla birlikte toplam 24 saat sürecek yolculuğun ilk 7 saatini tamamlamış durumdayız. Toplam 6 tren değiştirilecek tüm yolculukta. Yorgunluktan ikimizin de gözleri kapanmış. Şöyle bir gözlerimi araladığımda Béziers adlı bir kasabada olduğumuzu görüyorum. Railplanner programına göre 2 dakikalık bir duraklama noktası. Kafamı tekrar dayıyorum cama. Gözlerimi tekrar açtığımda hâla aynı yerde olduğumuzu görüp garipsiyorum. Ancak yarım dakika falan uyumuşumdur diye gönlümü rahatlatıp tekrar uykuya dalıyorum. Tekrar gözümü açtığımda duvarda Béziers yazısını görünce hafiften işkillenip Bedirhan’ı uyandırıyorum. O da uyku sersemliğiyle bir sorun olmadığını söylüyor ve tekrar uyuyoruz. En son tekrar gözümü açıyorum ve aynı noktada olduğumuzu görünce Bedirhan’ı tekrar uyandırıyorum, bu sefer o da durumun farkına varıyor. Railplanner uygulamasına baktığımızda ise Béziers’de yaklaşık 1 saattir beklediğimizi anlıyoruz. Trenden inip görevlilerle konuşunca Fransa’yı, özellikle bütün tren raylarının geçtiği Montpeiller şehrini sel bastığını öğreniyoruz. Trenin başlangıç durağına geri döneceğini, geceyi muhtemelen burada geçirmemiz gerekeciğini ve trenden eşyalarımızı almamız gerektiğini söylüyorlar. Öyle de yapıyoruz.

Béziers
Béziers

Béziers kasabasının küçücük tren garının içi muhtemelen tarih boyunca olmadığı kadar kalabalık. İnsanlar sürekli bağrışıyorlar. Herkes biletini elinde sallıyor. Biz durumu kabullenmiş 3-5 kişi olarak kenarlarda oturuyoruz. Bedirhan madem geceyi burada geçireceğiz, kalacak bir yer bakayım diye kasabayı dolaşmaya çıkıyor. Yarım saat sonra döndüğünde ise yüzü gülüyor. Yaşadık olum yaşadık kalk deyip beni peşinden sürüklemeye başlıyor. Hava kapalı, epey de kasvetli. Zaten dışarı adımınızı attığınızda sadece 70 bin kişinin yaşadığı bir kasabada olduğunuzu hemen anlıyorsunuz. Bedirhan beni 5 dakika sürükledikten sonra genişçe bir dükkana sokuyor. İlk dikkatimi çeken duvardaki Fransız ve Türk bayraklarının yan yana olması. Gözüm hafifçe televizyona kayıyor. Lig Tv’de Bursaspor’un maçı oynuyor. Duvarlarda nerden baksanız 50-60 tane Türk takımının atkısı, yeşil örtülü masalar ve üstlerinde okey-tavla oynayan abiler. Doğru tahmin: Kahvehanedeyiz! İçeri Selamun Aleyküm deyip giriyoruz, tabii sırtımızda 30’ar kiloluk çantalar, birimizin başında Flemenco tarzı şapka, bu havada giydiğimiz kısa kollu tişört ve şortlarla içeri Turist Ömer girişimiz tüm dikkati üzerimizde topluyor. İstanbul’dan geldiğimizi, öğrenci olduğumuzu, yolda kaldığımızı anlatıp abilerimizin azıcık gönüllerini kazanıyoruz. Mekan sahibi ADAM GİBİ ADAM ‘Antepli Rıza Abimiz’ bize yukardaki hacının dönercisine gidip selamını iletip karnımızı doyurmamızı söylüyor. Öyle de yapıyoruz. Kahveye geri dönünce de özlediğimiz Türk çayını içip abilerle muhabbete başlıyoruz, maç izliyoruz, tavla oynuyoruz. Bursa’nın maçı bitiyor Fener’inki başlıyor, biz sanki hiç yola çıkmamız lazım değilmiş gibi onu da izliyoruz. O maç da bitince abiler de yavaştan kalkıyorlar, Rıza Abi de dükkanı toparlamaya başlıyor. Bize de kahvede yatmamızı söyleyip sabah da beraber kahvaltı yapmayı teklif ediyor ancak biz gara belki tren gelir diye kibarca reddediyoruz. Rıza Abi de tren garına yakın evi olan bir arkadaşını arayıp bizi anlatıyor, eğer tren gelmezse de onun evinde yatabileceğimizi söylüyor, o abinin bizi garda bulacağını da ekliyor. Rıza Abiye veda edip gara gidiyoruz.

 

Fransa’da tren garları gece saat 1’den 4’e kadar kapalı. İçerde internet ve priz var ancak gar kapalıyken içerde kimsenin olmasına izin verilmiyor. 1 hafta önce Marsilya Tren Garında Fransız gençleri tarafından darp edilip ufak çaplı da gasp edilince yanımızdaki Müslüman İngiliz boksör abimizle garda yatmamıza izin verilmişti, ben de bu olayı burda kullanmaya karar veriyorum. Kalacak yerimizin olmadığını ve garda yatmak istediğimizi, geçen hafta Marsilya’da başımızdan geçen olayı ve Fransızlardan korktuğumuzu ısrarla anlatınca bize belli şartlar koşup garda yatmamıza izin veriyorlar. Ancak sonra içleri pek de rahat etmemiş olacak ki şefleri gelip bizi saat 12.30’da gelecek Paris hızlı trenine kaçak olarak bindirebileceğini söylüyor, biz de hayır demiyoruz. Bizim Türk abi de bu arada geliyor yanımıza, görevliyle konuşuyor ve tren gelene kadar da yanımızda bekleyeceğini söylüyor. Béziers’teki abilerin hepsinden oluk oluk adamlık akıyor. Saat 12.30’da da abiyle vedalaşıyoruz, görevlinin trendekilerle konuşmasından sonra da hızlı trene kaçak olarak giriş yapıyoruz.

Processed with VSCO with q1 preset

Yolda kaybettiğimiz onca saate rağmen yine ilk başta planladığımız vakitten 5 saat erken Paris’te olacaktık. Ancak trendeki tüm koltukların dolu olması sebebiyle de vagonların arasındaki tuvalet boşluğunda seyahat edecektik. Çantalarımızı güvenli bir yere koyuyoruz ve yere oturup zaman öldürmeye başlıyoruz. Bir sonraki durağa geldiğimizde ise dışarı sigara içmeye çıkan emekli dayının treni tekmelemeye başlamasıyla ve anlamadığımız ancak okkalı küfürler olduğuna emin olduğumuz sözler sarfetmesiyle irkiliyoruz. N’oldu diye sorunca da “No Paği! No Paği!” diye bir cevap alıyoruz. Görevlilerle konuştuğumuzda ise sel baskını olan Montpeiller’de olduğumuzu öğreniyoruz. Sel suları 4 kişiyi yutmuş. Suları raylardan temizlemişler ancak önce sabahtan beri bekleyen trenleri göndereceklermiş, yaklaşık 4 saat sonra bizim trenimiz tekrar yola düşecekmiş. Tabi biz de korkuyoruz biri bize bilet soracak diye, biletimiz olmadığı anlaşılırsa kişi başı 100€ cezası var. Vakit öldürmeye başlıyoruz, milletin yukardan ellerinde yiyecek içecekle döndüğünü görünce de nerden aldıklarını soruyoruz, meğer Fransızların yardım kuruluşları tren garında afet sebebiyle ücretsiz erzak dağıtımı yapıyormuş. Baştan söylesenize ya bunu deyip beleşe konuyoruz. Kahvemizi içip artık gına gelen kruvasanımızı yedikten sonra bana bir ağırlık çöküyor ve vagon arasındaki mekanımızda yere uzanıp uyumaya başlıyorum. Yaklaşık 2 saatlik uykudan uyandığımda ise üzerimde Better Call Saul’daki Chuck McGill’in örtündüğü şeylere benzer bir battaniyeyle uyanıyorum. Bedirhan ben uykudayken bir teyzenin beni görüp cık cık cık yapıp gittiğini ve bizi kim bu sefiller yerde yatıyorlar diye şikayet edeceğini sandığını anlatıyor ancak 5 dakika sonra elinde folyo battaniyeyle gelip üzerimi örtüp beni de şöyle bi şefkatlice izleyip gittiğini de ekliyor.

Processed with VSCO with hb2 preset
Vagon arasında uyurken ben.

5 saatlik moladan sonra yolumuza devam ediyoruz, ancak bu sefer de yolda kalan 3 tren yolcusunu bizim trene yüklüyorlar. Vagon arası insan doluyor, hatta 4 saat yolculuğu ayakta giden bile oluyor. Ve yine en başta planladığımız gibi ancak araya çayı, tavlayı ve maçı sıkıştırarak saat 10’da Paris’e varıyoruz. Aradan geçen 1 seneye rağmen de hâla Allah’ın karşımıza çıkardığı kolaylıkları anıp şükrediyoruz 🙂

Processed with VSCO with q1 preset
Paris.
Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s